Home

“Tek başına insan bir hiçten ibarettir. Hepimiz bir araya gelince insan olurmuşuz. Haydi tekrar bir araya gelelim de insan olalım!” Hazreti Mevlânâ Celâleddin-i Rumî, bizleri bu şekilde hep birlikte insan olmanın gerçek güzelliğine ermeye davet ediyor. Eserleri, fikirleri ve ardında bıraktığı manevi zenginlik ile Hazreti Mevlânâ, yüzyıllardan beri yaşanmaya başlayan âşıklar yolu Mevlevîliğin ana kaynağını oluşturuyor.  Burada, İsviçre Mevlevîlerinin oluşturmuş olduğu web sayfasında bulunuyorsunuz. Ana dilimiz aslında almancadır; fakat başka dilde hizmet veren ve henüz kendi web sayfalarını açmamış olan diğer mevlevî dostlarımıza da buradan kendilerine ait bir alan sunmayı arzuluyoruz. Birbiri ile ilişikli olan web sayfaları içinde ayrıca buradan bir link açtık. Bulunduğunuz bu sayfa, henüz yapım aşamasında olup, türkçe konuşan dostlarımız için düşünülmüştür. Bu naçiz çalışmalarımızın bütün dünyamız için ve varlığın hakikatini sezerek bu gâye de yol almayı dileyen bütün insanlığın esenliğine sunulmuş nâçizâne bir hizmet olmasını temenni ederiz. Cenâb-ı Hakk’ın rahmeti, Hazreti Mevlânâ’nın himmeti ve ilâhî aydınlığı dâima cümlemizi esirgeyip, korusun niyâz ederiz.

Mevlana Müzesi, Konya
Mevlana Müzesi, Konya

Peygamber anlayışı üzerine (Aralık 15, 2016)

Peter Hüseyin Cunz, Konya, Aralık 15, 2016 

Hamd, her vahyin ancak kendisine övgü ile mümkün olduğu yüce Allah’a dir.! Tüm övgüler arayana cemalini gösteren, görme kuvvetini bahşeden, sırları ortaya çıkaran ve peçeleri kaldıran yüce Rabbimizedir ve biz ona hamd ederiz. Allah’ın selamı ve rahmeti mübarek Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’in (SAV), ondan önce ve sonra gelen kehanet ve âyetlerin taşıyıcısı tüm peygamberlerin üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve selamı kendilerine. ailelerine, yakınlarına ve yol arkadaşları üzerine olsun! 

 

Bu fakirden Hazreti Muhammed (SAV) Efendimiz hakkında bir şeyler yazmam istendi. Fakat bu Fakir bunu kendi mukavemetiyle degil, yüce Allah’a siginarak , O’nun yardimiyla ve izniyle düşünceleri ve deneyimleri hakkında konuşacaktır. 

 

Ey kendilerine hürmetle yukarı baktığımız ve sınırlı vizyonumuz ile asla tam anlamıyla anlayamadığımız elçi ve peygamberler! Neden sizleri seven müminler arasında bu kadar çok nefret ve şiddet var? Evet, biz sizi layığınca anlayamadık ve sizi kendi idrakimizde olan kavramlarla sınırladık! 

 

Peki peygamberler hakkında tartışmak ve farklı görüşleri olan insanlara şiddet uygulamayı kendimize hak görmek haddimizi aşmak değil midir? Halbuki siz peygamberler ve elçiler Allah’ın seçilmiş kullarısınız! Cenab-ı Hak sizleri kendi Nurundan ve kendine araç olarak yaratmıştır; bizim algımız bu sırrı görme kudretinde olmayabilir. “Onun (Allanın) peygamberlerinden hiç birini diğerlerinin arasından ayırmayız (hepsine inanırız), dinledik (kabul etdik; emrine) itaat etdik.” (2: 285 ayet) 

 

Her durumda bize işaret ve delil gönderen Rabbimize şükürler olsun. “Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü işte oradadır” (Ayet 2:115). Allah’ın yüceliği daima vardır fakat onu görmek göze. duymak için de kulak gerekir. Ve sadece yüce Allah bilir ne zaman ve  neden O’nun güzelliğini ve gücünü gösterecek peygamber veya elçi göndereceğini. Bu Fakir peygamberleri ve elçileri bu alem ve öteki alem arasında seçilmiş canlı arabirim olarak görür. 

 

Bizim herşeyi lineer anlamda değerlendirmemiz tipik bir insani özelliğimizdir. Eski zamanlarda, insanlar başka bir şey bilmiyordu; onlar için her şey tarihsel bir değişmez takvim olarak görülürdü. Einstein’ın görecelik teorisi ve kuantum fiziği henüz bilinmiyordu. Tekrar tekrar insanlar kendi sefaletlerine baktıkça dünyanın sonunun yaklaştığını ve büyük günün yaklaştığını düşünmektelerdi. Bu anlamda Yahudi halkından bazıları 2000 yıl önce Hz. İsa’nın Mesih olduğunu ortaya koydu. Fakat zamanla dünyanın sonu gelmedi ve onlar Tanrı’nın kurtarıcı ve esenlik getirici Oğul kavramını geliştirdi. Fakat geleneklerine bağlı olan Yahudiler dini tarihin tarihsel olaylar hala sarılmakta ve böylece hala Filistin’de bazı haklara sahip olduklarını savunmaktalar. 

 

Peki biz Müslümanlar daha mı iyiyiz? Bu fakirin fikri şudur ki bizler de aynı hataları yapıyoruz. İslam’ı sadece geçmişte olan birtakım olaylar ile bağdaştırmak Allah’ın vahiylerini geçmiş bir zaman dilimiyle kısıtlamaktır ki bu da kabul edilemez. Zamanı geçmiş yada gelecek olarak algılamamızın tek sebebi bu dünyadaki yer çekimi ile alakalıdır. Bazı durumlarda mesela dua, zikir veya tefekkür yaparken zaman mevhumu ortadan kalkmış gibi hissederiz; sanki büyük bir sonsuzluk ve zamansızlık hissine kapılırız. İslam evrenseldir; İslam her zaman olmuştur ve her zaman olacaktır! Tek tanrılı dinlerin bir kısmı tarihsel olayları dine dahil edip bunların birer yasa konumuna sokulmalarına izin verdiler. Yahudi ve Hristiyan mistikleri ile Sufiler bu duruma karşı çıkıp zamanın teologlarına ve yasaların yürürlüğe konulmasından sorumlu kimselere birer ayna olmaya çalıştılar. 

 

Şu son birkaç yüzyılda Yahudi, Hristiyan ve İslam temsilcilerinin yaptıkları Avrupa’da büyük bir hayal kırıklığı ve şüpheciliğe yol açtı. Simdi bu fakir Avrupa’daki bu şüpheci kesim ile sık sık karşı karşıya geliyor ve onlara İslam’ın evrensel geçerliliğini ve güzelliğini anlatmaya çalışıyor. Peki Avrupa bu konuda nasıl ikna edilebilir? Bu ancak akılcı ve mantıklı argümanlar ile mümkündür. Çoğu zaman argümanımıza tek tanrılı dinlerin yaratılışı dünya ve ahiret hayatı olarak ikiye böldüğü ile başlarız; bu iki hayat birbiri ile iç içe geçmiştir ve birbirine bağlıdır ve biri diğerine bu şekilde anlam verir. Bundan sonra Peygamberlerin bu iki hayati birbirine bağlayan seçilmiş kişiler  konumunda olduklarını anlatırız. Bu peygamberlerin bir kısmı ise vahye layık görülmüştür (Peygamber Efendimiz gibi). 

 

Hz. Musa’nın görevi sağlam ve dindar bir toplum yaratmaktı. Kendisine indirilen kutsal levhalar ile bu toplumun temelini oluşturdu. O eğitimsiz insanların oluşturduğu kendilerini din çatısı altında emniyette hisseden bir toplumun örnek bir lideri oldu. 

 

Hz. İsa ise görünmeyen alem (mana alemi) ile doğrudan bağlantılı hayatı ile bir örnek oldu (Ruhullah) ve insanlara mana aleminin kapılarını açtı. İnsanlara tekâmüllerini tamamlamaları neticesinde (İnsan-ı Kamil mertebesinde) ancak Mutlak’a ulaşabileceklerini bildirdi. 

 

Hz. Muhammed ise Hz Musa ve Hz İsa’nın dinlerini tamamladı ve Müslümanlıkta ikisini de kendinde topladı. Bu sebeple kendisi Son Peygamber oldu. Peygamberimizde hem Yahudiliğin sağlam toplum anlayışı hem de Hristiyanlığın mana alemi ile yakın bağı zahir oldu birleşti. Kadir gecesinde ise Allah’ın vahyine layık oldu. Efendimiz bir ayağının madde aleminde diğer ayağının ise mana aleminde olması ile insanlığa bir örnek oldu; yani bir ayağı Hz Musa, diğer ayağı Hz İsa’da. 

 

Peygamberlerin eylem ve hareketlerini anlayabilmek için o devrin şartlarını göz önünde bulundurmak gerekir. Peygamberin bir eyleminin altında yatan gerçek sebep neydi diye sormak gerekir. Bu sorulara cevap bulmadan eleştirmek bizi sadece yanlış sonuçlara götürür. Toplumların oluşumu ve hukuksal düzen o zamanlar farklıydı; kölelik olağan bir durumdu, kadınlar erkeklerin boyundurluğu altında idi ve ceza sistemi bugüne göre daha ağırdı. Tüm bunlar o zamana göre olağan şeylerdi ancak günümüzde bunlar toplumda kabul görmemektedir. Biz Müslümanlar olarak aklimizi kullanmalıyız. “Şüphesiz ki bunda aklını kullanan kimseler için büyük bir ibret vardır.” (Ayet 10:24) 

 

Tanrı’nın doğrudan deneyimi ve etik bir şekilde bir arada yaşama İslam’da birleşmiştir: La il-aha il-Allah, Muhammad ar-Rasul Allah. İslam ile tek tanrılı dinler tamamlanmıştır. Makul düşünen insan İslam sayesinde Tanrı bağını yanlış yollara sapmadan kolayca bulur. Bu sebeple tek tanrılı dinlere yeni bir elçi gelmeyecektir çünkü İslam kişilere ihtiyaçları olan hem dünya hem de ahiret ile ilgili her türlü donanımı sunmuştur. 

 

İşte bu Fakir az çok burada anlattığım gibi Avrupa’daki tartışmalara cevap veriyor. Ancak fakiri rahatsız eden dinleyicilerin şüphesi değil, daha çok birçok Müslüman ‘in İslam’ın büyüklüğünü ve evrenselliğini anlamamaları. Müslümanlar arasındaki kin ve savaş bu görüşün ve Allah’ın büyüklüğünü ve evrenselliğini kabul etmedeki isteksizliklerinin yaşayan bir kanıtıdır. Bu sebeple Avrupa’nın İslam politikasına karşı güvensizliği yerindedir. 

 

Bu dar görüşlülere Allah’ın sonsuzluğunu, büyüklüğünü, mutlak kudretini ve güzelliğini nasıl anlatmak istiyoruz? Bizler O’nun ayetlerine şükredelim ve nihayet O’nu tamamıyla kavramak  girişimini göz ardı edelim. Nankör olanlar inkar edenlerdir, bir dine tabi olanlar değil. Niçin Yahudilerin yasalara sadakatinde ve Hristiyanların İsa’sında Nur-u Muhammedi’yi görmeyelim? 

 

Fakir bu yazı ile edep sınırlarını aştı ise bu satırları okuyan kimselerin affına sığınıyorum. Bunu yazan kişi kendini Hz Mevlana’nın ayakları altındaki toz gibi hissediyor ki Hz Mevlana da kendisinin Peygamber Efendimizin ayakları altındaki toz olduklarını beyan etti. Allah’ın salat ve selamı Hz Muhammed ve yakınlarının üzerine olsun! 

Aşk uğrunda neden Ferhad gibi dağları delmediniz?

 

• Neşesizlerin, hayattan bıkmış ve usanmış olanlann hepsi de gittiler! Evin kapısını kapayınız; düşüncelere dalmış, ümidini kaybetmiş şu aklın haline de gülünüz!

• Mademki siz de Hz. Muhammed(s.a.v.)’in manevî evlatlarındansınız, müminsiniz, mirac ediniz, göklere yükseliniz de, ayın yanağını öpünüz!

• Ey neşesizler, ey hayattan bıkmış usanmış kişiler! Niçin cesaretinizi kaybettiniz, niçin gittiniz; aşk uğrunda neden Ferhad gibi dağları delmediniz?

• Öyle oldu, böyle oldu; niçin doğru gelmedi? Kendiniz nasılsınız, değeriniz nedir; biliniz, anlayınız!

• Mademki aşk çeşmesini gördünüz, ümit çeşmesini gördünüz, neden kana kana su içmediniz? Mademki o güzeli gördünüz, nasıl oluyor da hala kendinizi beğeniyorsunuz?

• Mademki nür almak, nürlanmak istiyorsunuz, devletten, saadetten kaçmayınız; zaten O’nun tuzağına düşmüşsünüz!

• Canı ile oynayan pervane gibi, muma doğru koşunuz! Ne diye vefasız arkadaşa kendinizi vermiş, ne diye ona bağlanmışsınız?

• Pervanenin, mumun alevine kendini attığı gibi siz de aşk ateşine kendinizi atınız, yanınız yakılınız da, gönlünüzü, rühunuzu aydınlatınız! Hayretinizden senelerin eskittiği, hırpaladığı bu köhne bedeni atınız da, taze bir tene, yeni bir bedene

 

Divân-ı Kebîr Seçmeler, Şefik Can, Cilt 1, 427

Bizim ölümümüz, ebedî bir düğündür.

 

• Bizim ölümümüz, ebedî bir düğündür. Onun sırrı nedir? “0 tek bir Allah’tır.”

• Evlerin pencerelerinden içeri giren güneşin ışığı, her evin içine ayrı ayrı pencereden girdiği için bölünür gibi görünür. Ama bütün evlerin pencereleri kapanırsa bu bölünme, sayı ortadan kalkar.

• Bir üzüm salkımının üstündeki üzüm taneleri sayılabilir. Fakat o salkım sıkılırsa meydana gelen şırada sayı yoktur.

• Aslında ölüm, Allah’ın nüru ile diri olan kişinin ruhuna, beden zindanından kurtuluş yardımıdır.

• Ölüp giden kişiye kötü deme, iyi de deme; çünkü onlar, iyilikten de kötülükten de kurtulmuşlardır.

• Gözünü Hakk uğruna harca, herkesi kötü görme, görmediğini de söyleme, söyleme de gözüne bir başka göz, bir başka görüş verilsin.

• Başkalarında ayıp görmediğin için sana verilen o göz, gözlerin de gözüdür. Hiçbir şey ona gizli kalmaz.

• Bir göz, Allah’ın nuruyla bakarsa, her şeyi apaçık görür.

“beyitte şu hadîsten iktibas var; “Mü’min, Allah’ın nüruyla görür.

• Her ne kadar bütün nürlar Allah’ın nüru ise de, sen hepsine birden Hakk’ın nüru deme.

• Bakî olan, sonsuz olan nür Allah’ın nurudur. Fanî olan, geçici olan nür, bedenin sıfatıdır, cismin sıfatıdır.

• Ey Allah’ım, senin lütfunu, ihsanını görmüştür de onun için “göz kuşu” senin aşk havanda kanat çırpmadadır.

• 0 ötelere, göklerin de göklerine kadar yükselmiştir de seni arayıp durmadadır.

• Ya ona cemalinden bir göz ver. Yahut da bu cür’eti, bu ayıbı yüzünden onu kapından kovma.

• Sen, canın gözünü her an ağlat, fanî güzellerin boylarının, poslarının, güzel yüzlerinin tuzağından sen onu koru Allah’ım!

• 0, uykuda senin yüzünden bir uyanıklık gördü. Gerçekten de bu, bir olgunluk rüyasıdır, doğru yolu buluş görüşüdür.

 

Divân-ı Kebîr Seçmeler, Şefik Can, Cilt 1, 327

Hz. Adem, senin azarlayışının verdiği neşe ile cennetin bahçesini bıraktı da yeryüzünde kapı eşiğini makam edindi.

 

• Ey benim canım! Benim her yönümde, altı cihetimde de senin güzelliğinin resmi var. Ben her tarafta seni görüyorum. Aynada da parıl parıl senin yüzün parlamada.

• Aynasını ancak kendi miktarınca görebilir. Çünkü sen bu kadar güzellikle, bu ihtişamla aynaya sığamazsın.

• Güneş, seni ne vakit görebilirim diye, senin güneşinden sordu. Güneşin cevap verdi de, dedi ki; “Sen battığın zaman ben doğarım.”

• Ey aşk! Işığı yedi kat göğe sığmayan akıl, nasıl oldu da senin tuzağına düştü, senin çuvalına girdi?

• Akıl, aşk harmanının ancak bir buğday tanesidir. Fakat bu buğday tanesi, senin kolunu kanadını bağlamıştır.

• Hakk’ın ebedî hayat denizine dalarak ebedî canı görünce, bu can sana kol ve kanat kesildi.

• Artık aşka sahip oldun. Sence şu mal mülk ne işe yarar? Bu alemin devleti yüksek mevkî, senin ulaştığın mevki’e ve devlete göre, ne işe yarar? Kaç pars eder?

• Sana karşı köpek nefsimiz, tilkilik edecek, hilelere baş vuracak, buna imkar var mı? Senin çakalına arslan bile secde eder.

• Ey benim canım! Gece gibi, gündüz gibi, elsiz ayaksız yollara düşmüş, koşup duruyorum. Çünkü gökyüzünden her an “gel” diye çağırdığını duymadayım.

• Senin nuruna karşı bizim karanlığımız da nedir? Senin güzel işlerine karşı bizim kötü işlerimizin ne değeri olabilir?

• Gündüzleri, senin ağacının altına düşmüş gölge gibiyiz. Geceleri de seher zamanına kadar dertten, eleminden emin olduğumuz halde ağlayıp, inlemedeyiz.

• Hz. Adem, senin azarlayışının verdiği şevkle, neşe ile cennetin bahçesini bıraktı da huzurunda kapı eşiğini makam edindi.

• Gönül denizi, senin insana değer verişinden, insana ikramda bulunuşundan köpürür, coşar. Fakat ben, senin sözlerine müştakım. Onun için dudağımı kapıyorum, susuyorum.

 

Divân-ı Kebîr Seçmeler, Şefik Can, Cilt 3, 1086

Herkes aşık olamaz, aşık olan kişiye dert gerek.

 

• Kardeşim! Herkes aşık olamaz. Aşık olan kişiye dert gerek, dert nerede? Aşık olan kişinin sabırlı olması, aşkına sadık kalması lazımdır. Böyle bir er nerededir? Gerçek aşık nerededir?

• Ne zamana kadar böyle yersiz, manasız düşüncelere kendini kaptıracaksın? Ne zamana kadar “Ben” düşüncesine saplanıp kalacaksın? Hani ateşli naralar, nerede sararmış yüzler?

• Ben kimya ve altın aramıyorum. Altın olmaya istidadı bulunan bakır nerede? Aşka doğru hararetli hararetli, hızlı hızlı gideni kim bulmuştur. Yarı hararetli, yarı soğuk yol alan nerede?

 

Divân-ı Kebîr Seçmeler, Şefik Can, Cilt 3, 1048

Biz yarın ihtiyarlayacak güzel değiliz. Biz ebediyyen genciz.

  

• Bizden bıkma biz çok güzeliz! Başkalarının kıskanmasından ötürü ürktük, güzelliğimizi gizledik.

• Birgün beden örtüsünü canın üstünden atınca görürsün ki; canı ay da, firkad yıldızı da kıskanmaktadır. Onların hiç birinde canın parlaklığı yoktur.

• Bizi görmek için yüzünü yıka, temizlen, kirliliklerden kurtul! Çünkü kirli bir insan bizi göremez. Kendini manevî kirlerden temizleyemeyeceksen bizden uzak dur! Kendi güzelliğimiz bize yeter.

• Biz yarın ihtiyarlayacak bir güzel değiliz, biz ebediyyen genciz. Gönlümüz rahattır, hoştur. Biz kadîmiz, önümüze ön, sonumuza son yoktur.

• Giydiğimiz beden elbisesi eskidi, yıprandıysa da, ne gam? 0 elbisenin içindeki ihtiyarlamadı. Ömür örtümüz fanîdir. Fakat kendimiz uçsuz bucaksız bir ömürüz.

• İblis Adem’in hakîkatini göremedi. Örtüsünü gördü de ondan yüz çevirdi. Hz. Adem ona; “Sen Hakk dergahından sürülmüşsün, kovulmuşsun, biz sürülmedik, kovulmadık.” diye seslendi.

• İblis secde etmedi ama meleklerin hepsi secde ettiler de; “Gönlümüz örtü altında bir güzele düştü.

• Örtü altında öyle bir güzel var ki; güzelliği aklımızdan başımızdan aldı da o güzelliğe karşı secdeye kapandık.” dediler.

• îhtiyarlamış kişileri güzellerden ayırdedemezsek, aklımız, aşk aleminde bu seçmeyi yapamazsa, biz aşkta dinimizden dönmüş sayılırız.

• Güzelin sözü mü olur? 0 Allah arslanıdır, biz çocukça sözlere daldık. Zaten de çocuklarız. Biz aşk bilgisinde daha alfabedeyiz, ebced okumadayız.

 

Divân-ı Kebîr Seçmeler, Şefik Can, Cilt 2, 742

Şu toprak perdesinin ötesinde gizli bir zevk var.

 

• Ey benim canım! Şu toprak perdesinin ötesinde gizli bir zevk, gizli bir mutlu yaşayış vardır. Her şeyi gizleyen bu örtünün ardında yüzlerce güzel Yusuflar vardır. Bu ten, bu görünen beden ortadan gidince, asıl varlığın olan ruhun kalır. Ey sonsuz olan ruh, ey fanî olan ten!

• Bu halin nasıl olduğunu anlamak istersen, her gece kendine bak! Uykuya dalınca tenin ölmüş gibidir, ruhunsa cennet bahçelerinde kanat çırpmaktadır

 

Divân-ı Kebîr Seçmeler, Şefik Can, Cilt 3, 1224

Hak yolunda çalışmak çabalamak gerek

Kalk, günahkârlara, kurtuluş yolunu gösteren, kurtuluş

kutbunun etrafında, Kabe’yi tavaf eden ve Arafat’a çıkan

hacılar gibi dön, dolaş, onun çevresinden ayrılma. Ne diye,

balçık gibi yere yapışıp kaldın? Hak yolunda yürüyen kişiler

için, uğraşmak, mürşid bulmak için çalışmak, çabalamak gerek.

Bilmez misin ki: Hareketler, sonunda bereketlerin anahtarı

olur.

Şefik Can, Rubaîler, 122

Arılar, karıncalar gibi yüzlerce ev yapsan, yine seni kimi-kimsesiz, evsiz barksız bırakırım

 

• Eğer sen bana aşıksan, ben seni perişan ederim. Beni iyi dinle! Şu fanî dünyada az ev yap, sonra onu yıkar, viran

ederim, beni iyi dinle!

• Arılar gibi, karıncalar gibi yüzlerce ev yapsan yine seni kimi-kimsesiz, evsiz barksız bırakırım, beni iyi dinle!

• Sen erkek, kadın bütün insanların sana hayran olmalarını, sana karşı duydukları sevgi ile mest olmalarını istiyorsun.

Fakat ben, seni mest etmeyi, seni şaşkın hale getirmeyi istiyorum.

• Mademki Halil’sin, ateşten hiç korkma, emin ol! îçin rahat etsin! Ben ateşi sana yüzlerce gül bahçesi yaparım, beni

iyi dinle!

• Sen, Kaf dağı olsan; seni hızlı hızlı dönen değirmen haline getirir, seni fırıl fırıl döndürürüm, beni iyi dinle!

• Sen belki de hünerde zamanın Eflatun’u, Lokman’ı olsan, seni bir bakışta hiçbir şey bilmez bir hale getiririm, beni iyi

dinle!

• İsmail gibi seni kurban etmek istemem. Boğazına bıçaklar sürmem. Ne el görünür, ne yara görünür, beni iyi dinle!

• Ben devlet kuşuyum. Senin başına gölge düşürmek lutfunda bulundum. Böylece seni eşsiz, üstün bir padişah

yapacağım, beni iyi dinle!

• Kendine gel de, az oku! Lüzumsuz kitaplarla kendini yorma! Sus, sabırlı ol! Ben seni kitap yapayım, ben seni

Kur’an’ın ta kendisi yapayım.

 

Divân-ı Kebîr Seçmeler, Şefik Can, Cilt 3, 1055.